27
Products
reviewed
1038
Products
in account

Recent reviews by aLdacTrack

< 1  2  3 >
Showing 1-10 of 27 entries
19 people found this review helpful
1 person found this review funny
185.6 hrs on record
Monster Hunter oyunları için birlikte oynadığım bir arkadaşım “oyunu öğrenmesi kolay ustalaşması zor” demişti bana. Gerçekten de oyunun temel yapısını özetleyen bir söz.

Bu seriyle tanışmam PS4 zamanı MH World oyunuyla oldu. “Vay canına oyunda bi sürü canavar var onları kesiyoruz aaa T-Rex mi o çok severim” diyip hevesle oyunu almış o T-Rex dediğim oyundaki ismiyle Anjanath olan dinozor beni bir güzel tokatlamıştı.

Ama oyunun asıl olayı buydu zaten. İlk defa karşılaştığınız canavarlar, heybeti ve çılgın saldırılarıyla gözünüzü korkutuyordu.

Öncelikle bu oyunun asıl olayı End Game kısmında yani ana hikayeyi bitirdikten sonra başlıyor. Sırf hikayesi için alıyorum bitirip koyarım bir kenara diyeceğiniz bir oyun değil. Hikaye’yi sadece bir restorana gittiğinizde Ana Yemek öncesi masanıza getirilen ikramlık meze tabakları gibi düşünebilirsiniz.

Bu oyunun temel döngüsü Grind içeriyor bunu belirtmekte yarar var. Grind var ama oyuna alışıp sevdikten sonra korkulacak, rahatsızlık verecek bir Grind olayı değil. Keyif alacağınız bir tekrar hissi.


MH World’deki canavarların ayak izlerini takip et, geçtiği yerde bıraktığı ipuçlarına göz at sonra canavar haritada görünsün gibi durumlar ortadan kalkmış. Wilds öncesi çıkan MH Rise’da da zaten göreve başlar başlamaz canavarlar haritada direkt görünüyordu. MH Wilds’da da göreve başlayınca haritada direkt canavarı görüp neredeyse o konuma gidiyoruz yani akıcılık, seri oyun deneyimi anlamında bu yeni hali benim daha çok hoşuma gidiyor açıkcası. Keşfetme unsurları ortadan kalkmış diye rahatsız olan oyuncular görüyorum tabi onlara da saygı duyarım.

Focus Mode adı verilen savaşlarda bol bol kullanacağınız bir yenilik eklenmiş. Bu Focus Mode’u oyun size en başta “bak böyle bişey var bu böyle yapılır” gibi ufaktan anlatıyor ve “he canım hee” diye geçiştireceğiniz bişey değil. Focus Mode aktifken saldırdığımızda bi süre sonra canavarların üzerinde yaralar açıyoruz. Bu yaralar kırmızı renkte canavar üstünde açıkça görünüyor. Açılan bu yaralara odaklanıp saldırdığımızda her silahın kendine özel yetenek animasyonlarıyla yüksek hasarlar veriyoruz. Oyun boyunca Focus Mode saldırılarını bol bol kullanmanızı tavsiye ederim çok yararlı.


MH World’de çok fazla silah deneyip sonunda benim sadık yarim Insect Glaive silahıdır diyerek hayatımı bu silaha adamıştım. Insect Glaive adeta dans eder gibi çoğunlukla havaya zıplayıp süzüle süzüle canavarların tepesinde savaştığınız bir silah. Silah saldırıları dışarıdan çok estetik, cezbedici görünüyor kesinlikle. Star Wars evrenindeki Darth Maul silahına benzetebiliriz biraz. Tabi silaha alışması ve tam anlamıyla doğru silah kombolarıyla kullanmak biraz zaman alacaktır. Ama alışırsanız akar gider yani mis gibi silahtır.

MH Wilds da ise artık bir değişikliğe ihtiyacım var aynı silahı kullanmayayım diye gözümü Hammer silahına dikmiştim. Oyunun ilk zamanları çeşitli silahlar denedim elbette ama sonunda ana silahım Hammer da karar kıldım ve oyun boyu bu ağır güçlü silahı kullandım. Hammer kullanımı tahmin edebileceğiniz gibi ağır güçlü ama biraz yavaş hissettiren bir silah. Hammer ile canavarları yere devirebilmek, yerde savaşırken güçlü saldırınızla “kalk da yerine yat” dercesine başka bir yana devirebilmek inanılmaz bir tatmin hissi veriyor. Çok seri hareketler yapmak, çevik bir silah kullanımı istiyorsanız Dual Blade, Insect Glaive gibi başka silahlara yönelmenizi tavsiye ederim.


Şimdi oyunun asıl olayı ve zevki End-Game kısmında başlıyor dedik. Oyunun ana hikayesini ilerletirken hem oyunu anlamaya çalışırken aklınızda soru işaretleri olabilir. Hem de ilk defa karşılaştığınız canavarları keserken her defasında 30-40 dk savaş mı yapacağız diyebilirsiniz. Öncelikle ana hikayede ilerlerken her kestiğiniz canavar sonrası o canavara ait silah ve zırh setleri eklenecek.

Hikayede ilerlerken kendi keyfinize göre belli silah ve zırh setleri oluşturabilirsiniz tabi ama çok aşırı zorlanmadığınız sürece aşırı Grind olayına girmeden idarelik setler oluşturup hikayeyi bitirin. Asıl hikaye bittikten sonra End-Game kısmında zırh setlerinin Alfa ve Beta olmak üzere üst düzey versiyonları açılıyor.

Ana kullandığınız silahın Fire/Ice/Paralysis gibi tüm çeşitli element versiyonlarını oluşturmak önemli. Her canavar savaşına gitmeden önce katalog menüsünden o canavarın zayıflığı olan silah versiyonuyla gitmeniz size yarar sağlayacak.

End-Game kısmında bol bol Grind yapacaksınız ve asıl karakteriniz End-Game kısmında güçlenmiş olacak. O korktuğunuz canavarları gerekli set oluşumları sonrası 1-2 dakika içinde ya da kestiğiniz canavara göre süre değişebilir tabi 5 dakika içinde kestiğinizi görünce asıl tatmin hissiyatı oyunun zevki bu noktada çıkıyor. End-Game kısmı tamamen sizin zevkinize kalmış. Defalarca aynı canavarı da kesebilirsiniz, yardım isteyen oyunculara yardıma da gidebilirsiniz. Canavarlar üzerinde değişik taktikler deneyebilir, fantezi yapabilirsiniz.

Hele oyuna yeni başlamış oyunculara yardıma gittiğinizde onlar canavarla boğuşurken sizin “rahat olun canlarım büyüğünüz geldi” dercesine havalı bir şekilde savaş ortamına girmeniz ve burnunuz bile kanamadan canavarı kesmeniz inanılmaz bir tatmin hissi veriyor.


Palico’nuz yoldaşınız, kılıcınız keskin olsun Avcılar. Herkese iyi oyunlar dilerim.
Posted 28 February. Last edited 28 February.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
14 people found this review helpful
15.2 hrs on record
Bu oyunun ilk Boss savaşını kim tasarladıysa tüm içten sevgilerimi gönderiyorum.

Bi yandan Boss beni tokatlıyor diğer yandan kedim yanıma geldi o tokatlıyor. Neymiş doğru zamanı kendim farkedip vuracakmışım. Bak hele bak bana şart koşuyor! Batman değil miyim kardeşim ben istediğim zaman vururum.

İnsan oynayacak ulen bu oyunu :D İlk Boss’u tek seferde geçene helal olsun derim de yani kardeşim biz sinir krizi geçirirken siz de ekran karşısında portakal suyunuzu mu yudumluyorsunuz :D


Batman Arkham Asylum ve City oynadıktan sonra bu oyunu oynadıysanız. Oyunun ilk 30 dakikasında bu oyunda bir gariplik olduğunu hissediyorsunuz. Evet gerçekten de bir gariplik var. Çünkü bu oyunu Rocksteady geliştirmemiş. Batman Arkham Origins’i geliştiren ekip farklı.

Yani Arkham City’nin oturaklı yapısından sonra bu oyun oynanış mekanikleri, kontroller ve animasyonlarda verilen geç tepkiler konusunda daha geriye gitmiş bir oyun gibi hissettiriyor. Tamam hakkını yiyemem vuruş hissi var olmasına var da Asylum ve City oynayanlar ne demek istediğimi anlayacaktır. Biraz farklı hissettiriyor.

Tim Burton’ın Batman Returns filmindeki gibi Arkham Origins’de Noel döneminde geçiyor. Noel teması ve karlı kış atmosferi oyuna hoş bir hava katıyor.


Hikaye olarak Origins, Arkham Asylum ve Arkham City’den daha önceki bir zamanı anlatıyor. Batman’in dedikoduları bir şehir efsanesiymiş gibi Gotham şehrinde dolaşıyor ve gerçekliğine insanlar inanmak istemiyor. Daha oyunun ilk dakikalarında Batman ile karşılaşan insanlar “sen gerçekmişsin” diye şaşkınlığa ve korkuya kapılıyor. İlk saatlerde Black Mask tarafından Batman’in başına ödül konuyor ve peşimize çeşitli suikastçiler takılıyor.


Daha genç bir Batman’i oynuyoruz. Ve aynı zamanda daha öfkeli bir Batman var karşımızda. Örneğin Polisleri etkisiz hale getirirken Alfred bize “Biraz daha sakin ve nazik olamaz mısınız efendim? Onlar sonuçta şehir çalışanları polis” diye uyarıyor. Batman ise “Onlar yolumun üzerindeler ve yozlaşmış Polisler. Yolumun üzerindekileri temizliyorum” gibi cevap veriyor ve gayet sert bir şekilde etkisiz hale getiriyor. Hatta Batman’in bazı anlarda Alfred’e kaba davranışları oluyor.


Batman Arkham Origins’in oynanış mekaniklerinden diğer oyunlar kadar memnun kalmasam da. Hikaye olarak beni şaşırttı. Diğer Batman oyunları arasında memnun kaldığım keyifli bir hikayesi vardı.

İşin sonunda Batman hayranıysanız indirim döneminde uygun fiyattan görürseniz günümüzde hala oynanabilir bir oyun.
Posted 12 February.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
44 people found this review helpful
4 people found this review funny
3
63.0 hrs on record (62.4 hrs at review time)
Daha önce hiç Tır oyunu oynarken beni rahatlatıp huzur vereceğini, stresimi azaltacağını düşünmezdim.

Dışarıdan bakıldığında Tır kullanmak anlamsız gelebilir. “İnsanlar ne buluyor bu oyunda?” diyebilirsiniz. Ama bu oyuna bir kez de olsa şans vermenizi tavsiye ederim.

Uzun yol mesafe giderken ruhunuzun dinlendiğini hissediyorsunuz. Bazen sadece kendi iç sesimi dinleyip hayal dünyasına dalıyorum. Bazen de arka fonda açıyorum sevdiğim müzikleri ya da bir podcast programı, dizi/film.. Yolculuğuma onlar eşlik ediyor.

Yoğun geçen bir günün ardından alıyorsunuz yanınıza çayınızı, kahvenizi siz yolda ilerledikçe günün yorgunluğu bedeninizi terk etmeye başlıyor.


Karşımdan gelen Tırlara selektör yaparak veya korna çalarak selam vermek..

Uykulu gözlerle yol tutuşunu sağlayamayıp “hadi bakalım bugünlük yeterli” deyip misler gibi uykuya dalmak..

Yolda hiç beklenmedik bir anda karşınıza çıkan olağanüstü bir olay sonucu trafiğe takılmak.. Yetkililer tarafından kapatılan bir yol sonucu “haydaa nereden gideceğim ben şimdi” diye alternatif yol aramak..

Yağmurlu havada sürüş yaparken yağmurun sesiyle farklı bir ruh haline bürünmek..


Bazı bölgelerin gerçekten çok güzel manzaraları ve sürmekten ayrı bir keyif alacağınız yolları var. Kenara çekip piknik yapası geliyor insanın o derece yani.

Bu oyunda sabırlı olmalısınız. Acele edip yarış oyunu oynar gibi oynadığınızda pek hoş sonuçlarla karşılaşmıyorsunuz.

Bu oyunu oynadıktan sonra gerçek hayatta trafikte karşılaştığım Tır şoförlerine daha çok saygı duydum. Hatta bazılarına selam verip el sallamaya başladım :)


Ben oyunu Gamepad ile oynuyorum ve gerekli ayarlamaları yaptıktan sonra gerçekten çok keyifli bir oyun deneyimi sunuyor. Ama oyuna öyle bağlandım ve sevdim ki sosyal medyada karşıma direksiyon setiyle oynayan insanlar denk gelince, “kaç para ulen bir direksiyon seti kaç para” diye heves etmiyor değilim.


Tır şoförüm PrensVahşiKelebek ve şirketim Bongomya LTD. ŞTI. Herkese iyi yolculuklar diler.
Posted 29 January. Last edited 2 February.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
13 people found this review helpful
1 person found this review funny
38.8 hrs on record
Mad Max’i kendi adıma özetlemem gerekirse,

“Çabucak tekrar düşmesine rağmen atmosferiyle sizi büyüleyip içine çeken, aksiyon dolu anlarıyla gaza getirerek anlık mutluluk hormonu salgılatan keyifli bir oyun.”


Mad Max evrenini çizgi romanları veya film serisiyle biliyorsanız ve o kirli dünya size merak uyandırdıysa, hele ki Mad Max Fury Road izleyip gaza geldiyseniz. İşte aradığınız oyun bu. Yani tabi başka oyunlarda Wasteland temasını barındırsa da Mad Max evreninde gibi hissettiren pek fazla alternatifimiz şu an için yok ne yazık ki. Ha belki benzerlik açısından RAGE 2 diyebiliriz.

Mad Max, sanki 2015 yılında çıkan bi oyun değil de yakın zamanda çıkan bir oyun gibi hissettirdi bana. Günümüz için baktığımızda oyunun grafikleri, atmosferi, ses ve etkileyici patlama efektleri hiç sırıtmıyor. Her şey hala çok taze.


Oyun öncesinde o atmosfere girmek ve gaza gelmek isterseniz filmlerini izlemenizi tavsiye ederim. İlk film tema olarak biraz farklıdır pek Wasteland diyemeyiz Kıyamet öncesi zamanı konu alıyor. 1981 yapımı 2.film “Mad Max Road Warrior” çok keyiflidir. Uzun yıllar sonra gelen “Mad Max Fury Road” da görsel şölen niteliğinde başından sonuna kadar inanılmaz bir aksiyon yaşatıyor. Harika bir filmdir. “Yok ya hu ben hepsini izlemekle uğraşamam” diyenler için bu bahsettiğim 2 filmi izlemek yeterince gaza getirecektir.

Filmlerinden bahsetmişken, Mad Max Fury Road filminde beni en çok korkutan gitar çalan bir karakter var. İzleyenler çok iyi bilir bu karakteri..

Filmi ne zaman izlesem, bu karakter beni her defasında hem güldürüyor hem de fena gerip ürkütüyor namussuz :D Bi yandan “Dabada dabada dabada dub” diye davullar çalıyor arkadan, bu gitarist alevli gitarıyla veriyor coşkuyu milleti gaza getiriyor. Ben küçükken Bozacılardan da korkardım uzaktan bağıra bağıra sesleri gelir, kendileri gözükmezdi ortalıkta. Çocukluk travması mı nedir :D


Evet şimdi gelelim oyunumuza. Oyunun en başarılı olduğu kısım kesinlikle Mad Max evrenini yansıtan atmosferi ve sizi yapayalnız hissettiren tekinsiz dünyası.. Başarılı diğer yanları elbette dövüş mekanikleri, araba savaşları ve atmosferi destekleyen başarılı ses efektleri.

Arabayla giderken aksiyon anlarında bol bol patlamalı anlar görüyorsunuz. Bir şeyler patlıyor, birden ağır çekime giriyor oyun adeta film tadında sinematik bi deneyim yaşatıyor size. Bu bahsettiğim patlama sahneleri sizi inanılmaz gaza getiriyor gerçekten çok tatmin edici. Öyle keyifli bir deneyim ki tekrar tekrar yapmaktan sıkılmıyorsunuz ve düşman araçları gördünüz mü hemen aksiyona dalma ihtiyacı hissediyorsunuz.


Oyundaki gelişme hissi oldukça başarılı. Oyun boyunca hem karakterimizi hem de aracımızı geliştiriyoruz. Aracımıza taktığımız her bir yeni parça, araç sürüşü performans deneyimine, her açılan yeni ekipmanlar ise oynanışa yenilikler katıyor ve bunu sonuna kadar hissettiriyor. Aracınıza yaptığınız her gelişim “vay be cidden güzel oldu he” dedirtiyor. Oyunun başlangıcında bu hurda yığını araçla korkar halde giderken, düşman araçları gördünüz mü oradan hemen kaçma ihtiyacı duyarken aracınız gelişmeye başladığında hemen aksiyon dolu anlara girişmek istiyorsunuz.


Oyunun en üzücü olumsuz yanları ise sürekli birbirini tekrar eden görev yapıları ve loot yapmayı seven insanları bile bıktıracak kadar loot yaptırması. Loot da yapmayı vereyim canım aman ne olacak da diyemiyoruz. Bu oyundaki hurda parçaları toplamayı Wasteland Dünyasının ana para birimi gibi düşünebilirsiniz. Her yükseltme, gelişim için bu hurda parçalarına ihtiyaç duyuyoruz.

Oyun ilk 5 saatinde “tüm oyun bu şekilde mi gidecek” diye düşündürerek çabucak tekrara düştüğünü size hissettiriyor. Ve evet oyun size gösterdiği açık dünya etkinlikleri, bol bol loot yaptırması ve birbirine çok benzeyen görev yapılarıyla devam ediyor.

Oyunun en can sıkıcı kısımları da bence oyuna ilk başladığınız saatler. Çünkü oyun yavaş bir açılış yapıyor. Aracınızı ve karakterinizi yeterince geliştirene kadar oyundan sıkılıp bırakma ihtiyacı duymanız çok olası.

Yani bu oyunu oynayacaklara tavsiyem beklentiyi olabildiğince düşük bir şekilde oyuna başlamaları. İncelemenin başında övdüğüm atmosferi, tekinsiz Wasteland dünyası ve araba savaşlarıyla sizi etkilemeyi başarıyor. Kendinizi o atmosfere kaptırırsanız keyif aldığınız oynanış mekanikleriyle sizi oyunda tutuyor kesinlikle.


İlginç olan şu ki tekrara düşen bir oyun olmasına rağmen size güçlü atmosferiyle etkisi altına alarak oyunda tutmayı başarıyor. Evet gerçekten oyun kendini oynatıyor ve keyif aldım ben bu oyundan. Keyif almıyor olsam bu kadar bitirmekle uğraşmazdım. İlginç bir büyüsü var bu oyunun. Önemli olan da bu değil mi aslında? Eksik yanlarına rağmen bir oyundan keyif almak.. “Her şeye rağmen seviyorum ya bu oyunu” diyebilmek.

Mad Max kesinlikle kusursuz bir oyun değil. Üzerine biraz daha vakit uğraş verilse çok daha başarılı bir oyun olabilirdi. Ama çokça övdüğüm oynanış mekanikleri ve atmosferiyle eksi yanlarını fazlasıyla törpüleyen oynadıkça açılan keyifli bir oyun.

Günün birinde bir devam oyununu görmeyi isterim doğrusu.


NOT: Oyunda Hızlı Seyahat ile ilgili garip bir sorun var. Bu herkeste oluyor mu emin değilim ama aynı sorunu yaşayan oyunculara denk geldim. Hızlı Seyahat yapınca yükleme ekranında takılı kalıyor ve oyunu yeniden başlatmanız gerekiyor. Kimileri için çok can sıkıcı olabilir bu durum. Bence de düzeltilmesi gereken bir sorun ama. Araba savaşları keyifli olduğu için oynadıkça alıştım Hızlı Seyahat eksikliğini hissetmedim doğrusu.
Posted 14 January.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
31 people found this review helpful
2 people found this review funny
2
37.9 hrs on record (4.2 hrs at review time)
Bu inceleme GTA 4’den çok bu oyunla ilgili anılarımı ve duygularımı içeren bir yazı olacak.

GTA 4 benim ortaokul ve lise 1 zamanıma denk gelmişti. Yani lanet olası ergenlik dönemine..

Ergenlik dönemi bir insanın başına gelebilecek en nefret edilesi ve en baş belası dönem olabilir. Sokaktan 100 insanı çevirsek her birine aynı soruyu sorsak muhtemelen %90’ı geçmişe özlem duyduğunu ve çocukluk yıllarına dönmek istediğini söyler.

Ergenlik zamanı çok sıkıntılı bir süreçtir. Vücudunuzda fiziksel değişiklikler olur hormonel dengeniz altüst olur. Yani çoğu konuda mantıklı düşünemediğimiz, en aptalca hayallere ve düşüncelere kapıldığımız dönem olabilir.

Bu ergenlik konusunu açmamın anılarımı destekleyecek bir yanı vardı. Pekala bu ergenlik konusunu artık kapatsak iyi olur.


Sadece PC’im vardı o dönem ama PC özelliklerim oldukça eski olduğu için artık o yıllarda birçok oyunu PC’im kaldırmaz olmuştu. Oyunları misafir çocuğu olarak gittiğim arkadaşlarımın evinde ya da aile dostlarımızın evinde oynar hale gelmiştim. “Bir el de ben oynayayım mı abi?” diye gariban gariban bakan o çocuk bendim.

Bu bahsettiğim ortaokul yıllarımda PlayStation 3’de çıkmıştı ama hem babama fazla masraf olmasın diye hem de ilk defa bir oyun konsolum olacağı için benim hayallerimin prensesi PlayStation 2’idi.

Bir yandan kendi harçlıklarımı biriktiriyor diğer yandan babama yalvar yakar uzunca bir süre aylarca uğraşarak, dil dökerek PlayStation 2 aldırmaya çalışıyordum. Babam’da birçok anne-baba gibi derslerin iyi olursa bakarız derslerini ihmal etme gibisinden şeyler söylüyordu.

Sonunda uğraşlarım sonuç vermişti ve babam bana hiç haber vermeden sürpriz olarak PlayStation 2 ile eve gelmişti. O an ki mutluluğumu nasıl tarif etsem inanın bilemiyorum. Bu benzer duyguyu yaşayan arkadaşlar şu an neler hissettiğimi anlamış olmalı. Bunu yazarken bile inanın gözlerim doldu şu an.

Babam beni oynarken oda kapısına yaslanmış izliyor ve benim yüzümdeki mutluluğu görünce o da duygu dolu gözlerle bana bakıyordu.

Canımın içi PlayStation 2 konsolumla mutlu mesut oyunlar oynadığım zamandı. Eve arkadaşlarım geldiğinde ya da misafir çocukları geldiğinde gülüp eğlenerek ne anılar biriktirdik.


Hiç unutmuyorum eve bir keresinde annemin eski bir arkadaşının ailesi gelmişti. Yanlarında büyük oğulları vardı. Evlerimiz arasında bayağı uzak kilometreler olduğu için çok nadir görüştüğümüz insanlardı. O sırada bizde de birkaç mahalle arkadaşım vardı yine oyun oynuyorduk.

Bu bahsettiğim abi, bizim PS2 oynadığımızı gördüğünde “ay bu grafikler ne be PS3 çıktı şöyle böyle” diye bize hava atarcasına laflar söylemişti de hem çok sinir olmuştum hem de üzülmüştüm.

Arkadaşlarımın önünde beni küçük düşüremezdi. “No KS Come On VS” diyerek onu düelloya davet ederek havasını bir güzel söndürmek isterdim ki, o zaman ki aklımla bunu düşünemedim tabi. Şu an olsa yapmak isterdim ama :D


Vakitler GTA 4’ü gösteriyor. Biz PS2’imizle mutlu mesut takılırken, internette karşımıza şans eseri Oguzsasi isimli bir YouTube kanalı çıktı. Bu Oguzsasi GTA 4 videoları atıyordu o sıra ve hem komik anlatımıyla hem de profesyonelce oynayış tarzıyla yakın arkadaşım ve benim ağzımızı açık bırakmıştı. O gün büyülenmiştik adeta. GTA 4 bizi ele geçirmişti.

İşin kötü tarafı şu ki ne ben de ne de arkadaşımında GTA 4 oynayacak bir sistem yok. Üstüne PS3 ya da Xbox360’ımışız da yok.

Aradan epey bir süre geçti ama biz GTA 4 oynamak için yanıp tutuşuyoruz. En sonunda sırf GTA 4 için yeni bir PC toplamak ya da sistem yükseltmek aklımıza geldi bu fikir de kimden çıktıysa arkadaş PS3 alsaymışız daha iyiymiş neyse.

Benim PC’im bayağı eski olduğu için o dönemin parçaları bayağı uyumsuz oluyordu ve yeni bi PC toplamam gerekmişti. Yakın arkadaşımınsa yeni bir ekran kartı ve RAM yükseltmesi yapması gerekti. Ama tüm bunlar için para gerekti. Cepte para olmayınca ilk aklıma gelense PS2’mi satmak olmuştu.

Ben ve arkadaşım PS2’nin kablolarını sökerken Babam beni görmüş, PS2’nin benim için çok özel ve değerli olduğunu bildiği için endişeli bir halde “oğlum ne oldu bir sorun mu var” diye sormuştu.

“Paraya ihtiyacım var” diyerek ve utandığım ve ne diyeceğimi bilemediğim için odamda bir kenara çekilmiştim. Babam yanıma gelip “neden paraya ihtiyacın var önemli bir durum varsa bana anlat. Başın belaya mı girdi birileri mi rahatsız ediyor sizi” diye endişelenmişti.

Israrlar sonucu bi oyun için yeni bir PC toplamak istediğimi söylemiştim ve babamın o an hem rahatlamış yüz ifadesi hem de benim çocuğum tam bir gerizekalı bakışı ortamı birden kahkahaya boğmuştu.


Neyse efendim araları özet geçerek, PS2’imi satmak ve arkadaşım için ekran kartı, RAM alışverişini mahallemizin Kazıkçı Esnafı ismi lazım değilden halledebilirdik. Birçok film ve oyunlarımızı bu dükkandan alıyorduk.

İki gözümün çiçeği PS2’imi bu adama satmış ama parasını başkasına satıldıktan sonra alacağımıza dair iyi bir kazık yemiştik. Arkadaşıma da allayıp pullayıp ekran kartı, RAM parasını bir güzel geçirdi.

Daha sonra aylarca dükkana git gel yaparak PS2 satılmış olmasına rağmen “şu an param yok çocuklar” gibisinden türlü bahanelerle uzunca bi süre paramızı alamamıştık. En sonunda parayı aldık almasına da aradan o kadar zaman geçmişti ki.

O gün hayat bize dost kazıkları ve insanı en yakınındaki insanların kandırabileceğini öğretmişti.


Sonunda ben yeni PC’ime kavuşmuş yakın arkadaşımda yeni sistemiyle birlikte GTA 4 oynamaya hazırdık. Sonra ne mi oldu?

Oyunun PC optimizasyonu o kadar sorunlu çıkmıştı ki ben yine FPS düşüşleriyle oynuyorum oynamasına ama arkadaşım GTA 4 Havaalanından çıktığı gibi oyun oynanamaz bir hale dönüşüyordu. Biz de birlikte oynarken tüm vaktimizi GTA 4 Havaalanında geçirir hale gelmiştik.

O dönem Oguzsasi GTA 4 videoları bize ne hayaller kurdurmuş oyunun adeta tanıtımını yaparken, biz ise o dönem oyundan pek beklediğimizi bulamadığımız ve performans sorunlarıyla boğuştuğumuz için boynu bükük kalmıştık. Yaş büyüyüp oyunu tekrar oynayınca ne güzelmiş diye elbette beğenmiştik tabi.

Belki de önemli olan yol değildi. O yola varmak o ulaşacağın yolun hayalini kurmaktı bizi ayakta tutan.

Şu an ki aklım olsa o PS2’yi asla satmazdım. PlayStation 2’yi satmak hala kalbimde bir yaradır. Aklıma geldikçe içim cız eder.
Posted 12 May, 2025. Last edited 12 May, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
13 people found this review helpful
1 person found this review funny
88.2 hrs on record (67.0 hrs at review time)
DAYAK YEMEDEN DAYAK ATMAYI ÖĞRENEMEZSİN ÇEKİRGE

Ana hikaye görevine devam etmeyip açık dünyayı keşfetmeye çalışan, ilginç yan görevleri kovalayıp 30 saat boyunca At olmadan koşturan masum oyuncu yani bana bir alkış.

Evet gerçekten bu yaşandı. Görev listesinde görünen sıradaki Ana hikaye görevini yapsam oyun bana meğersem ücretsiz at verecekmiş. Ben koştur Allah koştur oyunun ilk 30 saatini at olmadan geçirdim :D

Namuslu bir insan olayım çalıp çırpmayalım diye kimsenin atını da çalmadım. Gariban bir halde milletin atına imrenerek “Bir gün benim de atım olacak” diye iç çeker bir halde bakıp durdum.

Kendime bu durum için çok güldüm. Ama inanın oyunun en keyif aldığım anları da bu çaresiz kaldığım, eli kılıç tutmayan, okuma yazma bilmeyen karakterimin sıradan bir köylü olduğu zamanlardı.

Atım olmadığı yetmiyormuş gibi cebimde doğru düzgün paramda yoktu. Oyundaki para birimiyle 1 Groşen bulsam göbek atıyordum.

Gece oldu mu gözümden uyku akıyor, başımı sokacak sıcacık bir yuva bulabilmek için etrafta dört dönüyordum. Handa konaklamak bi kenara dursun, Orta Çağ’da hayat zor tasarruf edelim para biriktirelim diye boş yatak buldum mu yatıyor. Bunun üstüne “Kalk ulan kalk Köylü ne işin var benim yatağımda” diye tokatlayarak uyandırıyordu vicdansızlar. Ne olurdu ben de bir köşeye kıvrılıp yatsaydım. Bazı insanlar çok kaba.


Yanımda köpeğim, sırtımda kılıcım, çantamda beni idare edebilecek erzağımla birlikte Orta Çağ’ın enfes atmosferine, manzaralarına ve içinizi ısıtacak müziklerine kaptırıyordum kendimi, düşüyordum yollara.

Kendimi savunabileceğim tek şey sırtımdaki kılıcımdı. Kılıcım var olmasına var da ben sıradan bir demirci çocuğum, köylüyüm. Babam bana kılıç kullanmayı öğretmedi ki? Ne anlarım dövüşten savaştan? Yolumu haydutlar kesse elimdeki kılıçla anca kürdan kullanır gibi dürtüyordum adamları.

Erkekliğin 10’da 9’u kaçmaktır diyerek savaş gördüm mü topukluyordum. Ama bazı vicdansızlar öyle bir kovalıyor ki kaçmakta yetmiyor. Ense kökünüze öyle geçiriyorlar ki neye uğradığınızı şaşıyor “donumu almasalar bari” diyerek yere yığılıp kalıyorsunuz.


Hans ve Henry karakterini çok sevdiğim Merlin dizisinde Kral Arthur ve Merlin’e benzettim zaman zaman. Aralarında geçen diyaloglar, birbirleriyle atışmaları, yeri geldi mi laf sokmaları çok hoşuma gitti. Oyunun bazı anlarında bana Merlin dizisini anımsattılar ve yüzümde gülücükler oluştu.

Ah bir de sevdiceğim hayatımın anlamı biricik sevgilim Theresa var. Lord’ların görevleri, sorumluluklar, gariban halk bir kenarda beklesin yoğun geçen bir günün ardından sevdiceğimin yanına uğrar onu koluma takıp gezmeye, eğlenmeye götürür onun gönlünü hoş tutmayı hiç ihmal etmedim.


Dövüş Sistemine Alışma Süreci

Bu oyuna alışıp sevebilmek için geçilmesi gereken bir eşik var. Özellikle herkesin gözünü korkutan benim de alışana kadar çok sıkıntı yaşadığım Dövüş Sistemini mutlaka öğrenmeniz gerekiyor.

Uzun yıllar sonra bir oyunu oynarken kendimi bir anda ders çalışır gibi notlar tutarken, yabancı kaynaklardan araştırmalar yaparken buldum. Sizi çaresiz bırakan gerçekçilik sunan bir oyun var önümüzde.

Siz oyunda kendinizi geliştirene kadar, “Aldım elime kılıcı Allah ne verdiyse daldım düşmanların arasına ganimeti topladım çıktım” diye bir şey yok. Teke tek bir düşman mücadelesinde bile dakikalar harcıyor ter döküyorsunuz. Hele bir de 2 düşmanla mücadele ediyorsanız işiniz iyice zorlaşıyor bu da yetmedi 3-4 düşman sayısı ne kadar yüksekse ölüme o kadar yakınsınız demektir. Çünkü bu oyundaki düşmanlar sıra beklemeden size aynı anda saldırabiliyor.

Eee ne yapacaksınız bu durumda? Kendinizi geliştireceksiniz. Ana hikaye gidişatıyla Rattay bölgesine geldikten kısa bir süre sonra Bernard isimli bir Yüzbaşıyla tanışacaksınız. Bernard size oyunun savaş mekaniklerini kısaca öğretecek. Ama sadece bir eğitimle kalmayacaksınız. Daha çok yolumuz var. Dayak yemeden dayak atmayı öğrenemezsiniz. Sabırlı olmalısınız.

Bernard’ın yanına gidip bol bol dövüş arenasında kullanmak istediğiniz silahın pratiğini yapacak, ders çalışır gibi oyunun savaş mekaniklerini kafanızda oturtmaya, ezberlemeye çalışmalısınız. Bu dövüş arenasında bol bol pratik yaptıkça hem mekaniklere alışacak hem de sizinle birlikte karakterinizin silah, savunma, kuvvet gibi çeşitli yetenekleri de gelişecek. Elbette yetenek ağacından karakterinize yarar sağlayacak pasif yetenekleri de açmayı unutmayın :)

Karakter özellikleri belli bir seviyeye ulaştıktan sonra ne kadar geliştiğinizi oyunu daha rahat oynamaya başladığınızı fark edeceksiniz. Tebrikler Orta Çağ’ın zorlu mücadelelerine artık hazırsınız. Haftalık Dövüş Turnuvalarına katılabilir, açık dünya da karşılaştığınız düşmanlarla mücadele edebilirsiniz. Tamam savaş konusunda geliştik gelişmesine ama siz yine de 5 kişinin arasına pat diye dalmayın taktiksel yaklaşın derim :D

Bu arada Kılıç kullanımına alışamayan ve zorlananlar için farklı silah olarak Balta ve Topuz tavsiye ederim. Oldukça etkili silahlar hele Topuz zırhlı düşmanlara sağlam hasar veriyor. Özellikle Kalkan olmadan Balta veya Topuz kullanımına alışırsanız daha çevik akıcı saldırılar yaptığınızı görebilirsiniz. Ben oyunlarda genelde ağır karakterleri ve ağır silahları sevmediğim için Balta-Topuz kullandığım zamanlarda hiç Kalkan kullanmıyordum çünkü Kalkan kullandığınızda hareketlerinizi bayağı yavaşlatıyor ben hiç alışamadım şahsen.


Oyun sizi bir ders niteliğinde eğitiyor. Her şeyi sıfırdan Henry ile öğreniyor ve geliştiriyorsunuz.

Bugüne kadar oynadığımız oyunlarda Ok-Yay denildi mi Legolas gibi havalı hareketler yapmaya alışmışız. Oyunda her kategoride olduğu gibi avcılık ve yay kullanma yeteneğini de sıfırdan öğreniyorsunuz. Bu ne demek? Elinize yayı aldınız ama dibinizde duran bir tavşanı bile vurmak için 40 takla atıyorsunuz. Abartmıyorum gerçekten dibinizde duran hareket halindeki bir tavşanı bile vurmak için ter döküyorsunuz.

Gerçek hayatta hiç Yay kullanmadım ama göründüğü kadar kolay bir deneyim olmadığını gözlemlerime göre tahmin ediyorum. Muhtemelen bir çoğumuzun eline gerçek hayatta yay versek, ilk aşamada dibimizde görünen bi nesneyi bile vurmakta zorlanırız.

Oyunda tam bu deneyimi yaşatıyor size. Yay kullanma yeteneğiniz belli bir seviyeye ulaşana kadar hedef alma kabiliyetiniz gerçekten çok zor bir deneyim yaşatıyor. Üstelik gerçekçi oyun deneyimi altında oyunda yay kullanırken nişangah da yok bu da işi epey zorlaştırıyor. Bunun için yay kullanımına nişangah ekleyen bir mod yüklemenizi tavsiye ederim. Yok ben nişangah olmadan da harikalar yaratırım derseniz tercih size kalmış tabi.


Köpeğinizle aranızdaki bağı güçlendirip onu eğitin. Köpeğinizin belli yeteneklerini açtıktan sonra o kadar çok işe yarıyor ki. Tam bir destekçiniz haline geliyor. Yakında olan bir tehlikeyi size “hırlayarak” söyleyebilir. “Atıl Kurt komutunuzla düşmanların üstüne salabilirsiniz”. Hatta gerekli yeteneği açtıktan sonra sizin için hayvan bile avlayabilir.


Son Sözler

2.oyunun başarılı çıkışının üstüne fırsat bu fırsat diyerek daldım ilk oyuna. Orta Çağ temasını seven bir oyuncu olarak atmosferiyle, müzikleriyle ve yaşayan dünya hissiyatıyla beni aldı başka diyarlara götürdü büyüledi adeta. Kingdom Come Deliverance oynadığım en iyi oyunlar arasında yerini aldı. Bayıldım bu oyuna.

Her oyuncu aynı duyguyu hisseder mi bunun garantisini veremem elbette ama uzun bir zaman sonra bir oyuna bu kadar kitlenip kaldığımı, bağlandığımı hissettim. Günlük hayattaki işlerimin arasında bile aklıma Kingdom Come Deliverance geliyor, “şu işleri halletsem de oyuna girsem” diye düşünür halde buluyordum kendimi. Son yıllarda çıkmış oyunlar arasında en son Elden Ring ve Baldur’s Gate 3’de hissetmiştim bu duyguyu.

İlk oyunu bu kadar sevdiysem kim bilir 2.oyunda beni nasıl maceralar bekliyor :)

Hayat Kurtaran Mod Tavsiyeleri
1)Sınırsız Save Modu
2)Sınırsız Ağırlık
3)Bow Reticle
Posted 20 February, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
15 people found this review helpful
36.0 hrs on record
Kamurocho sokaklarına mahalleme geri döndüm. Ne belalar atlattık bu mahallede. Ne yaraları sardık, ne eğlence dolu anlar yaşadık ve ne yan hikayeler gördük…

Biliyor musun eski dostum Kiryu. Bölgenin göz bebeği olan boş arsaya Gökdelen diktikleri yetmiyormuş gibi West Park bölgesi de kentsel dönüşüme gitmiş oraya da Kamurocho Tepeleri yapılacakmış. Bugünlerde her şey çok hızlı değişiyor. Mahalle değişiyor ve bu hıza ayak uyduramıyoruz eski dostum.


Yakuza serisinden daha 3 oyun oynamış olmama rağmen bu duygulara kapıldıysam serinin tüm oyunlarını oynayan ve güncel devam oyunlarını takip eden oyuncular kim bilir nasıl hissediyordur :)

Seriye benim gibi Yakuza 0 ile başlayıp sırayla gittiyseniz. İlk 2 oyuna göre Yakuza Kiwami 2’de çok net bir teknik gelişim olduğunu rahatlıkla görüyorsunuz.

Yakuza Kiwami 2 gerek teknik anlamda, gerek görsel-grafik ve ışıklandırma anlamında bayağı olumlu bir gelişim kat etmiş. Oyun grafik konusunda oldukça güzel görünüyor.

Yenilik olarak bu oyuna şehirde gezinti yaparken kullanabileceğiniz FPS kamera seçeneği eklenmiş ve çok da güzel olmuş. FPS kamera açısıyla Kamurocho ve Sotenbori sokaklarında gezerken çevredeki detayları daha net görebildiğiniz için sanki Japonya’ya gitmişsiniz de turistik bir geziye çıkmışsınız gibi çok hoş bir havaya sokuyor sizi.

Artık market, restoran, eğlence salonu gibi birçok mekana yükleme ekranı olmadan direkt girip çıkabiliyorsunuz. Önceki oyunlarda bu dediğim mekanlara girip çıkarken sürekli siyah ekran görüyorduk. Bu yenilik çok hoş bir dinamik katmış oyuna.


Yakuza 0’da beni mest eden sürükleyici hikaye ve eğlenceli yan görevler sonrası Kiwami 1’e geçince ufaktan bir hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü Kiwami 1 hem hikaye ve yan görev kalitesi olarak hem de içerik çeşitliliği anlamında Yakuza 0’nun gerisine gitmiş daha küçülmüş bir oyun gibi hissettiriyordu.

Bir önceki oyun Kiwami 1’e göre Yakuza Kiwami 2’nin ana hikaye ve yan görev kalitesi artmış bunu açıkça söylemeliyim. Yine elbette bir Yakuza 0 yan görev kalitesinde değil ama. Önceki oyun Kiwami 1’deki yan görevleri çok basit bulmuştum ve akılda kalıcı yan görevleri yoktu ne yazık ki. Kiwami 2’de ise yine eğlenceli bazı yan görevleri vardı biraz kalite artışı var hakkını yiyemem.

Kiwami 2’nin Yakuza 0’daki ana hikaye kalitesiyle yarışır cinsten sürükleyici bir hikayesi var diyebilirim. Hikaye konusunda çok memnun etti beni. Keyifli bir hikayeydi.


İlk 2 oyunda 4 farklı dövüş stilimiz bulunuyordu ve dövüşler esnasında akıcı bir şekilde dövüş stilini değiştirebiliyor, oyunu istediğimiz dövüş stilinde oynayabiliyorduk.
Bu oyunda ise tek bir stilini dövüş kullanıyoruz ve önceki oyunlarda gördüğümüz dövüş stillerininin karışımını oynuyoruz gibi geldi bana.

Yani dövüş mekaniklerinde teknik anlamda gelişim var daha akıcı ve vuruş hissiyatı olarak daha tok hissettiriyor. Ancak oyunda dövüş stil seçeneği ortadan kalktığı için bir süre sonra dövüşler tekrara düşüyor ve yetenek kısmında açılabilecek dövüş yetenekleri biraz kısıtlı gibi. Ama bunu dediğim için hevesiniz kaçmasın oyundaki dövüş mekanikleri elbette çok keyifli baştan sona yine keyifli oynuyorsunuz.

Ama tek dövüş stili olması bazı oyuncular için eksi bir durum olabilir tabi.


Yakuza serisinin olmazsa olmazı mini oyunlar elbette bu oyunda da bulunuyor. Yenilik olarak Sega Arcade salonlarında, önceki oyunlarda dekoratif olarak görünen Arcade makinelerde 2 farklı oyun oynayabiliyoruz. Birkaç kez oynadım elbette ama beni çok sarmadı açıkçası. İlgisi olana güzel bir yenilik tabi.

Bir de üstüne yenilik olarak tuvaletlerde işeme yarışı yapabildiğimiz 2 farklı mini oyun eklenmiş. İşemek hiç bu kadar keyifli olmadı desek yeridir herhalde bu nedir arkadaş? Ne yaşanıyor şu an diye sorgulamanıza neden olabilir :D

Yakuza 0’da sırf Bowling ve Bilardo oynamak için girdiğim zamanlar oluyordu adeta bağımlısı olmuştum. Ne yazık ki bu oyunda sevdiğim mini oyunları kaldırmışlar. Dart, Vuruş Merkezi, Karaoke, Gambling, Shogi, Mahjong falan duruyor tabi.

Yenilik olarak Golf mini oyunu eklenmiş. Çok da güzel olmuş. Her ne kadar Bowling, Bilardo mini oyunu eksikliği çeksem de Golf oynamak da keyifliydi bunu da sevdim şahsen.

Bunun dışında önceki oyunlarda yemek mekanları pek ön planda değildi. Hani yeseniz de olur yemeseniz de gibi bir durum vardı. Bu oyunda yemek mekanlarında yemek yedikçe karakterimize yetenek puanları kazandıracak puanlar alabiliyor hatta doğru yemek menülerini kombinlediğinizde ekstra bonus yetenek puanları kazanıyoruz. Dolayısıyla bu oyunda yemek restoranlarını ön plana çıkarmışlar.


Son Sözler

Oyunun hikayesinde ilerledikten bir süre sonra sevgili dostumuz canımın içi Majima ile oynayabildiğimiz 1 saat süren kısa bir Majima Saga isimli hikaye bölümü açılıyor. Ana hikayeyi bitirdikten sonra Majima Saga olan hikayeyi mutlaka oynamanızı tavsiye ederim.

Bu hikayenin küçük bir kısmında hiç beklemediğim eski bir dostu görüyoruz ve onu görmek beni hem mutlu etti hem de hüzünlendirdi. Ah be Majima dedim içim cız etti vallahi. Sırf bu bahsettiğim hikaye kısmı için bile bu Majima Saga oynanır. Zaten dediğim gibi çok kısa süren bir hikaye oynamak gözünüzde büyümesin.

Evet Kiryu-Chan’lar, Yakuza Kiwami 2 sürükleyici hikayesiyle kesinlikle oynamaya değer güzel bir devam oyunu olmuş. Ben çok memnun kalarak bitirdim bu oyunu.

Yakuza 0 ile başlayan maceram ile daha 3 Yakuza oyunu bitirdiğim ve araya başka oyunlar koyarak seriye devam ettiğim için Yakuza macerası benim için uzun bir yolculuk. Serinin diğer oyunlarını merakla bekliyor olacağım.
Posted 4 February, 2025. Last edited 4 February, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
21 people found this review helpful
1 person found this review funny
169.1 hrs on record (169.0 hrs at review time)
HAYATIMIN OYUNU KALBİME BİR OK GİBİ SAPLANDI

-Kurtarılması gerekenleri kurtarırız. Vurulması gerekenleri vururuz. Karnı aç olan doyurulması gerekenleri doyururuz. (Dutch Van Der Linde)


Oyun dünyasının kültleşmiş, efsaneleşmiş dediğimiz oyunları vardır. Yıllar geçse de üstünden sanki dün oynamışçasına size o heyecanı, duyguları kalbinizde yoğun hissettiren oyunlar vardır. İşte Red Dead Redemption 2 gibi yapımlar şüphesiz ki bir oyundan fazlası, belki de 8-10 yılda bir anca görebileceğimiz farklılıklarla dolu, oyun dünyasının bir başyapıtı, efsanesi…

Bu yolculukta çok insan tanıdım. Kimileri iyi, kimileri kötü, kimileri gerçekten yardıma muhtaç, çaresizdi.


Çocukluğum TRT’de yayınlanan kovboy filmlerini izlemek ve plastik kızılderili-kovboy oyuncaklarıyla oynamakla geçti. Oyuncaklarımla oynarken bile çocuk aklımla Roleplay yapar, kendimce senaryolar kurardım.

Red Dead Redemption 2’nin o enfes, eşsiz duygulara sürükleyen kış soğuğunu kemiklerimize kadar hissettiren Quantin Tarantino filmi tadında 2 saatlik giriş kısmı beni mest etmişti. Adeta uzun bir kitaba başlıyormuşçasına kelimeler birbir akıyordu ruhunuza. Uzun bir oyun deneyimi yaşamadan önce uzun tutulan bu sinema havasını yansıtan harika kış atmosferiyle Rockstar Games, size ağır ağır oyunun güzelliklerini aktarıyordu. Kesinlikle çok başarılı bir giriş. Muazzam.

Daha ilk oynamaya başladığım anlarda bu oyuna bayılacağımı hissetmiştim. Tabii bu hislerimi aktarmamın dışında oyunun bu yavaş tempolu başlaması ve diğer Rockstar oyunlarında alışılmışın dışında oyun mekaniklerinde, karakterdeki ağırlık, gerçekçilik hedeflenmiş olması kimilerini çok rahatsız etmiş. Ben şahsen onların aksine oyunun Quantin Tarantino filmi havasında başlaması ve o karakterin animasyonlarıyla fazlasıyla gerçekçi hissettirmesi o tokluk, ağırlık hissiyatına bayıldım. Ayrıca oyunun o giriş kısmı fazlasıyla The Hateful Eight filminden esinilmiş gibi duruyor ve bu gerçekten çok ama çok hoşuma gitti.

Oynayacaklara tavsiyem oyunu sindire sindire oynayın. Sırf hikayeyi bitireyim geçeyim diye acele etmeyin. Oyunun her bir köşesinde sizi bekleyen öyle yan hikayeler, şaşırtıcı gizemler, rastgele gerçekleşen olaylar yer alıyor ki. Anı yaşayın, oyunun tadını çıkarın.

Oyunda oldukça kalabalık bir çete grubunun üyesiyiz. Çetemizdeki karakterler öyle gerçekçi hissettiriyor ki her biri birbirinden farklı karakterlere sahip. Onlarla bol bol sohbet ediyor, isteklerini karşılıyor, geçmişteki hayatlarını öğreniyor, bazen de eğlenip felekten bir gece çalıyoruz. Oyunda saatler geçtikçe çetemiz bizim bir parçamız haline geliyor ve artık ailemiz gibi hissediyor, her karaktere değer vermeye başlıyoruz.


Eminim herkesin bir güvenli oyunu vardır. O oyuna girdiğinde kendinizi rahatlamış hissedersiniz. RDR2 de benim güvenli limanım, kendimi ait hissettiğim dünya. Sırf at binmek, balık tutmak, eşsiz güzellikteki manzaranın tadını çıkarmak için oyuna girdiğim çok oldu.

Her kasabanın ayrı bir ruhu var. Oyunda en sevdiğim kasaba olan Valentine kasabasında geçirdiğim eğlence dolu güzel günler, Saint Denis’e ilk gittiğimdeki modernleşmeye başlayan büyük şehir havasını görünce yüzümde oluşan şaşkınlık ve o bölgedeki insanların daha elit, zengin, kültür seviyesinin yüksek olduğunu hissetmeniz. Ve diğer bazı kasabalara gittiğinizde insanların daha kaba saba ve fakir bir kesimden oluştuğunu görmeniz bunlar çok farklı duygular uyandırıyor üstünüzde. Dedim ya her kasabanın bir ruhu var.


Oyun çıkalı kaç yıl oldu bu atmosfer ve teknoloji kalitesini günümüzde başka oyunlarda göremedik desem abartmış olmam. Atmosferi olağanüstü güzellikte. Gece olup karanlık çöktüğünde kendinizi tedirgin hissetmeniz, hava geçişleri, yağmurlu şimşeklerin çaktığı havalar ve karlı ortamlarda iliklerinize kadar üşüdüğünüzü hissetmeniz muazzam.

Oynanış mekanikleri muazzam bir zevk veriyor. Silahlı çatışmalar, hayvan avlamak, at binmek ve dahası.. Konudan konuya atlıyorsam kusura bakmayın bu şaheserin hangi güzelliğini öveceğimi şaşıyorum.


Her ana hikaye görevi birbirinden özel hissettiriyor. Tıpkı film sahnesi gibi çok güzel yapmışlar dediğim o kadar hikaye görevi var ki. Oyunun dünyasına absürt kaçacak hiçbir şey söyleyemiyorum her şey çok gerçekçi hissettiriyor. Çok fazla Western filmleri izleyen biriyseniz “evet ya gerçekten böyle şeyler var bu zamanda” dedirtiyor.

Oyunu bitirdiğinizde sizi duygusal boşluğa iten bu oyun sonrası, bir süre başka oyunlardan keyif alamamanıza sebep olabilecek kalitede bir yapım var önümüzde.

Bir oyunun her müziği mi güzel olur arkadaş? Oyunda yer alan her müzik birbirinden kaliteli özenle hazırlanmış. Açıp açıp dinlemek isteyeceğiniz muazzam bir albüme sahip. Hikaye gidişatında en son önemli bir olay yaşandı diyelim bir de arkadan veriyor müziği hadi gel de o göz yaşlarını tut tutabilirsen. Atmosfer ve müziğin büyüsü birleşince içinize öyle bir işliyor ki çok etkileniyorsunuz.

Oynadığım oyunlar arasında en başarılı yazım diline sahip oyun. Her bir karakterin repliği, davranışları, yüz mimikleri hissettirdiği duygular şahane. Yeri geliyor gülümsüyor, kahkaha atıyor yeri geliyor ah be diyerek iç çekiyor hüzünleniyorsunuz.

Oyundaki detay seviyesi inanılmaz. Vahşi Doğa’da büyük balık küçük balığı yer misali hayvanların birbirini avladığını görmek ağzınızı açık bırakıyor. Bir Kartal’ın hızla yerde gördüğü bir hayvana saldırıp onu yükseğe çıkarıp yere bırakması ve onu yemesi. Ölmüş bir insan veya hayvan cesedinin başına üşüşen çakal ve akbaba sürüleri ve daha neler neler.. Sanki bir belgesel izliyormuş gibi hissediyorsunuz bazen.

Oyunda beni en çok korkutan yer ise Timsahların dolu olduğu bölgeler. Bu oyunda saatler geçirdim ve beni her defasında korkutmayı başaran bu vahşi canlılar gerçekten ürkütücü. Hele bir de atınız korkup sizi üstünden atıp kaçtıysa Timsahlara yem olmadan silahınızı çekmek için bildiğiniz tüm duaları okuyabilirsiniz.


Sevgili dostum Arthur Morgan, bu mesajı sana çok uzaklardan yazıyorum. Seni hiç unutmadım ve unutmayacağım. Akbaba ve çakal sürülerinin dolu olduğu bu dünyada yaşamak zor. Herkes hata yapabilir ama önemli olan bu hatalarımızdan ders çıkarmak ve yeni bir başlangıç yapabilmektir. Geçmişteki hataların için bağışlanmayı diledin. Sen iyi bir insan ve sadık bir dostsun. İnsanlara yardım elini uzattın, yoksullara destek oldun, haksızlığa uğrayanları savundun.

Son Sözler

RDR 2 hiç şüphesiz şu ana dek oynadığım en iyi oyunlardan bir tanesi ve yıllarca onu kalbimde taşıyacağım. Anlatmak istediğim daha sayfalar dolusu duygu var içimde. Animasyon kalitesini mi öveyim, oyundaki detay seviyesini mi, karakterlerin gerçek birer insanmış gibi hissettirmesi karakter gelişimlerini mi?

Rockstar Games bu başyapıtıyla oyunu öyle bir seviyeye çekmiş ki yeni yaptıkları oyunda daha ne kadar ileriye gidebilirler ne kadar geliştirebilirler diye düşünüyorum ve her oyunlarıyla beni şaşırtmayı başarıyorlar.

Bu şaheseri oynayın oynattırın. Gelecekteki çocuklarınıza, torunlarınıza miras olarak bırakın.
Posted 27 January, 2025. Last edited 27 January, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
8 people found this review helpful
1 person found this review funny
55.2 hrs on record
Dünya genelinde çok ilgi gören bir seri olmasıyla birlikte, ülkemizde Final Fantasy serisinin daha az bir kitleye hitap ettiğini söylesek pek de yanlış olmaz sanırım.

Yani karakterlerin dış görünüşüne bakıpta ister istemez ön yargıya kapılan oyuncular olabiliyor. Ama ilginizi çeken bir Final Fantasy oyununa şans verip bu evrene bir giriş yapın derim.

Final Fantasy serisi benim de sağda solda görsellerini gördüğüm uzun yıllar dışarıdan baktığım bir seri oldu. Taa ki Final Fantasy 15’le tanışana kadar. Evet epey geç tanıştım. Neyse ki serinin her oyunu ayrı bir hikaye işleyip birbirinden bağımsız ilerliyor da oyuna direkt 15’le girebildim.

Final Fantasy 15’de geçirdiğimiz uzun macerada güzel bir arkadaşlık, yol macerası işleniyor. Ve bu duyguyu sizi sonuna kadar hissettiriyor. Beni asıl etkileyen de bu arkadaşlık, yol macerası oldu.

FF15’in PS4 sürümünü oynayıp bitirmiştim ve aradan kaç yıl geçti bu oyunun bana hissettirdiği duygular hala dün gibi aklımda. Oyunda dinlediğim müzikler, arkadaşlarımla aramızda geçen sohbetler.. O maceradaki dostlarım Noctis, Ignis, Prompto, Gladiolus ve daha niceleri.. Dostlarım orada bir yerde PC sürümünü oyna da tekrar buluşalım diye hala beni bekliyor.

Bana ilginç gelen durum şu ki Final Fantasy 15’de hissettiğim bu duygular aynı şekilde Final Fantasy 7’de de devam ediyordu. Oyunda ilerledikçe karakterlerin her biri sizin için önemli hala geliyor, arkadaşlarınız, aileniz gibi hissettiriyorlar. Acaba Final Fantasy oyunlarının hepsinde bu bahsettiğim karakterleri çok benimseme durumu var mı?

Final Fantasy 7’ye gelecek olursak. Ne olduğunu bilmediğim geniş bir evrene adım attım. Hikayenin başlarında aklımda çok fazla soru işareti vardı. Çünkü oyun başlarda karakterleri ve evreni pek fazla anlatmıyordu ama oyunun sunduğu taktiksel savaş mekaniklerine kaptırdım kendimi. Taktiksel diyorum çünkü bu oyunu sıradan bir hack&slash oyunu gibi lay lay lom havasında oynarsanız, önemsemediğiniz küçük bir düşman bile sizi bir güzel patates ediyor. Şimdi böyle diyince de Souls-like bir oyunmuş gibi gözünüz korkmasın öyle bir durum değil. Bi kere zorluk ayarı var oyunda istediğiniz zorlukta oynayabilirsiniz.

Orijinal FF7 oynamamış bir oyuncu olarak ben FF7 Remake’i çok beğendim. Oyunda ilerledikçe hikaye bana çok daha anlamlı geldi. Karakterleri tanıdım, benimsedim, arkadaşlarımla vakit geçirdim. Tıpkı FF15’de hissettiğim duygular gibi kalbimde güzel izler bırakan bir oyun oldu.

Bu oyunda çok keyifli vakit geçirdim. Bol bol yan görev yaptım keşfedebildiğim her yeri keşfettim tadını çıkardım. Evet bakıldığında hikaye olarak çizgisel ilerleyen bir oyun, açık dünya değil. Ama yine kompakt dünyasında sizi keşfetmeye iten mekanlar ve yan görevler bulabiliyorsunuz. Sırf ana hikaye odaklı giderseniz daha çabuk bitirebilirsiniz ama biraz kendinizi o dünya’ya bırakın derim.

Final Fantasy 7 Remake oynamadan devam oyunu gibi görünen Rebirth’e geçmenizi tavsiye etmem. Rebirth öncesi sadece özet hikaye okumak, ya da izlemek bu oyun için bence çok yetersiz olur.

Biliyorsunuz orijinal FF7 sonrası hikayeyi şu an 3 ayrı oyuna böldüler. FF7 Remake hikayenin Part 1 olan kısmını kapsıyor ve oyunun sonundan Rebirth ile Part 2 olarak kaldığınız yerden devam ediyorsunuz.

Yeni başladığınız bir dizinin toplam sezonu çok uzun diye 2.sezondan pat diye dalmak gibi olur. Acele etmeyin, önce FF7 Remake’in tadını çıkarın, karakterleri iyice tanıyın, benimseyin, bu oyun sonrası Rebirth ile devam edin.

Havalı yakışıklı ana karakterimiz Cloud, güzelliğiyle baş döndüren Tifa, heybetli kaslı sert görünümlü ama ponçik kalpli Barret, sevimli renkli kişiliğiyle Aerith, kedi aşığı sevgili dostum Wedge, iki gözümün çiçeği Jessie, Biggs ve oyun boyunca sürekli nereden çıktığına anlam veremediğim için beni güldüren Chadley :D

Sizleri özledim ve FF7 Rebirth ile tekrar buluşmayı dört gözle bekliyorum sevgili dostlarım.
Posted 25 January, 2025. Last edited 7 May, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
7 people found this review helpful
1 person found this review funny
4.3 hrs on record
Görsel tasarımındaki şirin görünüme aldanmayın. Oyunun yapısının zor olduğunu açıkça söylemeliyim. Oyunun birçok yerinde düşmanlar size arkalı önlü sürü halinde saldırıyorlar oradan tek seferde canlı çıkabilirseniz şanslısınız. Öldüğünüzde en son geçtiğiniz Checkpoint noktasından başlıyor ve o zorlandığınız kısımlar için tekrar uğraşmak bir noktadan sonra can sıkıyor.

Zorluk seviyesi Normal mod da oynuyorum çok fazla ölüp baştan başlamam gerektiğinde Kolay moda alayım bari rahat oynayayım diyorum yine zor arkadaş bu nasıl bir dengesizlik. Kafam dağılsın diye kısa bir oyun oynayayım dedim akşam akşam sinirlerim tepeme çıktı :D

Zorlanmadan tek seferde geçen varsa helal olsun derim ama Boss savaşlarının oldukça zorlayıcı olduğunu belirtmeliyim. Boss savaşlarıyla oynanış mekanikleri arasında bir uyumsuzluk var gibi hissettiriyor. Siz daha yavaş hareket ederken Boss'lar size göre daha hızlı çevik hareket ediyorlar ve onlardan kaçmaya çalışırken büyük hasarlar alıyorsunuz. Bu da tekrar tekrar ölmenize ve sinirlenmenize neden oluyor haliyle.

Oynanış mekanikleri konusunda oyunun bence eksiği var. Oyunda ilerledikçe çok fazla silah taşıyorsunuz ve silah değiştirmek hiç pratik değil. Özellikle yoğun bir çatışmanın ortasında kaldığınızda silah değiştireceğim diye eliniz ayağınıza dolaşıyor. Ayrıca silah değiştirme ve şarjör değiştirme süresi çok yavaş kalıyor. Bunları yaparken de hasar yeme olasılığınız çok yüksek.

2.oyunun bu eksik yanları giderdiğini ve daha gelişmiş bir oyun olduğunu umarak, günün birinde 2.oyunda görüşmek üzere diyorum.

+Mağaza sayfasında görünmüyor ama oyunda Türkçe dil desteği var.
+Hikaye çok iyi diyemesem de esprili bir hikaye anlatımı var.
Posted 23 January, 2025. Last edited 24 January, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
< 1  2  3 >
Showing 1-10 of 27 entries