Install Steam
sign in
|
language
简体中文 (Simplified Chinese)
繁體中文 (Traditional Chinese)
日本語 (Japanese)
한국어 (Korean)
ไทย (Thai)
Български (Bulgarian)
Čeština (Czech)
Dansk (Danish)
Deutsch (German)
Español - España (Spanish - Spain)
Español - Latinoamérica (Spanish - Latin America)
Ελληνικά (Greek)
Français (French)
Italiano (Italian)
Bahasa Indonesia (Indonesian)
Magyar (Hungarian)
Nederlands (Dutch)
Norsk (Norwegian)
Polski (Polish)
Português (Portuguese - Portugal)
Português - Brasil (Portuguese - Brazil)
Română (Romanian)
Русский (Russian)
Suomi (Finnish)
Svenska (Swedish)
Türkçe (Turkish)
Tiếng Việt (Vietnamese)
Українська (Ukrainian)
Report a translation problem

United States



Kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim, çok geçmeden bunu her gün yapmaya devam ettim ve bundan hiç sıkılmadım! O büyük kırmızı kuş çok ateşliydi ve mavi olanlar da çok tatlıydı. Bugün bile bunu hâlâ yaptığımı itiraf etmekten mutluyum.
Hakan, ABD’ye genç yaşta göç etmiş bir Türk’tü. Sessiz, soğukkanlı bir keskin nişancıydı.
Ben, Brooklyn doğumluydum. Esprilerle ölüm korkusunu bastıran bir makineli tüfekçiydim.
Bir gün konvoyumuz pusuya düştü. Ateş altında kalmıştım. Çatıda bir keskin nişancı bana nişan almıştı. O anda bir kurşun onu yere serdi.
Dönüp baktım. Bir köşede Hakan, tüfeğini indiriyordu.
“O mermiyi borçlandım,” dedim.
“Belki bir kahveyle ödersin,” dedi.
O günden sonra ayrılmadık. Devriyelerde hep yan yanaydık. Ben ona içgüdülerimi öğrettim, o bana sabrı.
Bir gece nöbette dedim ki:
“Buraya kimseye güvenmeden geldim. Ama biri arkamı kollayacaksa, o sensin.”
Hakan sadece gülümsedi.
Savaş bitti. Ama biz asker değil, artık kardeştik.
Hakan, ABD’ye genç yaşta göç etmiş bir Türk’tü. Sessiz, soğukkanlı bir keskin nişancıydı.
Ben, Brooklyn doğumluydum. Esprilerle ölüm korkusunu bastıran bir makineli tüfekçiydim.
Bir gün konvoyumuz pusuya düştü. Ateş altında kalmıştım. Çatıda bir keskin nişancı bana nişan almıştı. O anda bir kurşun onu yere serdi.
Dönüp baktım. Bir köşede Hakan, tüfeğini indiriyordu.
“O mermiyi borçlandım,” dedim.
“Belki bir kahveyle ödersin,” dedi.
O günden sonra ayrılmadık. Devriyelerde hep yan yanaydık. Ben ona içgüdülerimi öğrettim, o bana sabrı.
Bir gece nöbette dedim ki:
“Buraya kimseye güvenmeden geldim. Ama biri arkamı kollayacaksa, o sensin.”
Hakan sadece gülümsedi.
Savaş bitti. Ama biz asker değil, artık kardeştik.