1
Products
reviewed
0
Products
in account

Recent reviews by Augustus

Showing 1-1 of 1 entries
1 person found this review helpful
1 person found this review funny
365.1 hrs on record (345.0 hrs at review time)
Savaş alanı sessizdi. Ufukta, sisin içinde parlayan miğferler birer birer belirmeye başlamıştı. Sadece uzaktan gelen boru sesleri ve çamura karışmış çeliklerin yankısı duyuluyordu. Kalenin devasa kapıları önümüzdeydi. Ardında ölüm kadar soğuk bir sessizlik saklıyordu. Komutan borusunu çaldı ve “İleri!” diye haykırdı. Hepimiz tek bir ruh gibi hareket ettik. Kalkanlar havada, mızraklar önde, koçbaşını taşıyan birlikler en öne geçti. Ağır demirden yapılmış o koçbaşı, her salınımında toprağı titretiyordu. Biz arkalarındaydık, onları korumak bizim görevimizdi. Çünkü o kapı kırılmazsa, kimse kaleye giremezdi.

İlk oklar geldiğinde gökyüzü kararır gibi oldu. Okçular duvarların üzerinden ateş açmıştı. Alevli oklar havada süzülüyor, bir kısmı yere saplanıyor, bazılarıysa hedefini buluyordu. Yanımdaki asker, adını bile bilmediğim biri.. bir ok boğazına saplanınca yere yığıldı. Ses bile çıkaramadı. Düşmek üzereyken kalkanını tuttum ama gözleri boşluğa bakıyordu artık. Toprağa düşen her bedenle birlikte içimdeki korku büyüdü ama geri dönmek diye bir şey yoktu.

Koçbaşı kapıya vardığında duvarlardan yağmur gibi taşlar inmeye başladı. Catapult’lar gökyüzünü yırtarak üzerimize dev kaya parçaları gönderiyordu. Her darbe, yerin altından gelen bir gürleme gibi hissediliyordu. Ballista’lar uzaklardan “vuuuuh” sesiyle mızrak fırlatıyor, her isabet bir askeri parçalıyordu. Savaşın sesi, insanın içine işleyen bir ağıt gibiydi.

Koçbaşını taşıyan askerlerden biri vuruldu, yerine ben geçtim. O ağır demiri tutmak omuzlarımı yaktı ama geri adım atmadım. Her vuruşta kapı biraz daha çatlıyordu. Her darbe bir nefes, bir dua gibiydi. Sonunda o ses geldi, tahtanın çatlama sesi. Kapı artık direnemiyordu. “Bir kez daha!” diye bağırdım. Hepimiz var gücümüzle ittik. Kapı devrildi.

Kaleye ilk giren biz olduk. İçerisi cehennem gibiydi. Uzun kılıçlı şövalyeler, parlak zırhlarıyla önümüzü kesmişti. Onların karşısında her hareket ölümle dans etmek gibiydi. Biri üzerime atıldı. Uzun kılıcını iki elle savurdu. Darbesi kalkanıma çarptı, kolum uyuştu. Savunmaya geçtim, ardından bir fırsat bulup ileri atıldım. Kılıcım zırhının aralığından içeri girdi. Göz göze geldik, bir anlığına birbirimizi insan gibi gördük, sonra bedeni yere düştü.

Yukarı tırmanan askerlerin çığlıkları yankılanıyordu. Duvarlarda okçular hâlâ ateş açıyordu. Bazıları arkadaşlarımızın üstüne yağmur gibi ok yağdırıyordu. Ben de merdivenlerden yukarı tırmandım. Her basamakta başka bir dostumun sesi yankılanıyordu ama ellerim titremedi. Yukarı çıktığımda önümde iki düşman belirdi. Göz göze geldik. Onların da gözlerinde benimkine benzeyen bir şey vardı: korku, öfke, yorgunluk.

Kılıçlarını kaldırdılar. Birinin darbesini savuşturdum ama diğeri omzuma derin bir kesi attı. Acıdan nefesim kesildi ama dizlerim çözülmedi. Kılıcımı sıkıca kavradım, bir çığlık atarak saldırdım. Biri yere düştü, diğeriyle göz göze geldik. Gözlerinde sadece yorgunluk vardı, sanki o da bu savaşın bitmesini istiyordu.

Ama savaş acımasızdı. Elimden bir darbe daha yedim, kılıcım parmaklarımın arasından kayıp yere düştü. Nefesim tükenmişti. Dizlerimin üstüne çöktüm. Kalkanım paramparça olmuştu, kolum kan içinde. Düşman bana doğru yaklaştı, kılıcını kaldırdı. O an içimde garip bir sessizlik oldu. Ölüm korkusu bile kalmamıştı. Sadece bir huzur… Her şey bitecekti. Bir saniyeliğine gözlerimi kapadım ve içimden dua ettim.

Ama sonra bir gürültü duydum. Gökyüzü çığlık attı sanki. Ballista’dan gelen dev bir mızrak, önümdeki düşmanı paramparça etti. Arkama döndüm, dostlarım gelmişti. Takviye kuvvetler! Okçularımız surların üzerine tırmanmış, kaleyi temizliyordu. Göğsümden derin bir nefes çıktı, sanki yeniden doğmuştum. Yerde yatan kılıcımı aldım, ayağa kalktım. Acıdan her adımımda bacaklarım titriyordu ama savaş henüz bitmemişti.

Kalenin iç avlusuna girdiğimizde ortalık cehenneme dönmüştü. Dar koridorlarda kılıç sesleri yankılanıyor, her duvar kanla boyanıyordu. Catapult mermileri kalenin arka kısmını vuruyordu, taş parçaları etrafa saçılıyordu. Duman ve kan kokusu birbirine karışmıştı.

O anda onu gördüm, daha önce göz göze geldiğim o yorgun askeri. Bu kez o da silahsızdı. Yere düşmüş, kan kaybediyordu. Bana baktı, gözlerinde öfke yoktu. Sadece kabul… sadece yorgunluk. Dudakları titreyerek fısıldadı:
“Bitir bunu.”

Bir an tereddüt ettim. Kılıcımı kaldırdım ama elim titredi. O da bana baktı, başını eğdi. Gözlerim doldu. Bu bir zafer değildi sadece sona ermiş bir çileydi. Gözlerimi kapadım, darbem sessiz oldu.

Savaş bittiğinde herkes sevinç içindeydi. Ben ise sustum. Kalenin duvarına oturdum, başımı göğe kaldırdım. Güneş doğuyordu, ışık gri dumanın arasından süzülüyordu. O an anladım: galibiyet değil, hayatta kalmak da değil, insanı asıl değiştiren şey, savaşın içinde hâlâ insan kalabilmekti.

O gece çadırıma döndüğümde ellerim hâlâ titriyordu. Kılıcımı masaya koydum, sessizce baktım ona. Savaşın sonunda elimde kalan tek şey buydu ve kaybettiklerimin ağırlığı.
Kendime söz verdim: bir gün bu savaşlar bitecek.
Ama o güne kadar… elimdeki kılıçla değil, kalbimle savaşacağım.
Posted 4 November, 2025. Last edited 4 November, 2025.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
Showing 1-1 of 1 entries